Lobna’nın Şarkısı Yeniden…

Screen Shot 2015-03-08 at 22.08.34

Lütfen unutmayalım.

Şiddetin, şiddeti henüz doğurmadığı o insanlık dışı saatlerin öncesinde, orada, İstanbul’un kalbi Gezi Parkı’nda, ağaçların yanı başında kitaplarını okuyarak ağaçların köklenmelerine direnen insanlar vardı. Şehrin kalbinin yeşilini sökerek yapılacak bir inşaat girişimi karşısında, sağduyularıyla ve sahip oldukları fikirleriyle, sadece ağacın yanında durarak, bu girişimi ve tahakküm yoluyla kabul ettirilmeye çalışılan hiçbir şeyi benimsemeyeceklerini ifade eden insanlar vardı. Sadece buna odaklanalım. Zamanı orada durduralım.

Kamusal bir alan için birey olarak inandığı değere, demokratik ve barışçıl yollarla sahip çıkmaya niyet eden insanlardan daha değerli bir şey olabilir mi bir toplum için? İnanılan değer ne olursa olsun, bunu bir diğerine zarar vermeden ve ona hükmetmeden yaşayabilen, diğerinin değerine saygı gösterebilen, gerekirse onun inancına saygı için mücadele eden insan davranışından daha hayırlısı olur mu bir toplum için?  Birbirinden farklı düşünen insanları, birbirine saygı duymaya davet eden, toplumsal bir talep karşısında, anlamaya ve çözüm oluşturmaya gayret eden, şiddetin daha fazla şiddete neden olacağını bilen sorumlu bir yönetimden daha güven veren bir güç olabilir mi halk için?

Gücün, insanlık tarihinde hep olduğu gibi, kutuplaştırarak değil, birleştirerek, sevgi ve barışa neden olduğu zaman kalıcı saygıyla karşılık bulduğunu söylemeye, yazmaya gerek var mı?

Lobna ya da o günlerde yaralanan, hayatını kaybetmiş onca insan, şu anda hayatta olan bir başkası da olabilirdi. Tıpkı Ümit Ünal’ın filminde İstiklal caddesinde gördüğümüz kalabalıktan rastgele seçeceğimiz onlarcası gibi… Filmin ağırlaştırılmış temposu içinde ve o kalabalığın arasında dolaşırken her birinin genişleyen dünyası içine girmek, dokunmak mümkün. O filmdeki herkesin, nasıl yaşamak istediğiyle ilgili bir fikri var. Birbirinden farklı ve eşit derecede özel. Film bu zamanda geçiyor. Bu zamanın yavaşlaması geçmişe koridor açıyor ve gelecekle bağ kuruyor. Bu zaman oyunun içinden insan, her bir bireyin hayatta kalma hakkı, inanç ve fikir özgürlüğünden başka hiçbirşeyle çıkamıyor. Bundan daha değerli ne olabilir?

İç güvenlik yasası korkutuyor.  İç güvenlik yasasının yaratmak istediği önleyici koşullar, güven ve temel haklarla değil, güvensizlik ve sınırsız tahakküm iddiasıyla besleniyor. Barışçı yollarla fikrini ifade etme niyetinde olan bir insanın güvenliğine odaklanmıyor. İç güvenlik yasası, bir gaz bombası saldırısında, ağzını, burnunu kapatmak zorunda kalacak bir insanın güvenliğini düşünmüyor. İç güvenlik yasası, insanın içinde değil, dışında ne varsa onunla ilgileniyor. Elinde, cebinde bulacağı gündelik bir eşyadan paranoya yaratıyor, ya da paranoya tarafından yaratılıyor.

İnsanın içindeki tek şey onu ilgilendiriyor. Korku! Yasanın kendilerine vereceği sınırsız güç yetkisini taşımaya hazır olmayan, olamayacak onbinlerce polis, bu korku ile ittifak yapmaya hazırlanıyor. Peki, nereye kadar?

‘Lobna’nın Şarkısı’ ölçüsüz şiddet karşısında, ‘bir insanın’ yaşadığı kaybın, demokratik ve insan odaklı bir yol izlenseydi bütün bunların hiç yaşanmayabileceği gerçeğinin tanığıdır.

İnsanın bir fikir sahibi olmasının ve bunu demokratik ve barışçı yollarla ifade etip savunabilmesinin yanındadır. Kim olduğu hiç önemli değil.

Yaşanmış ve yaşanabilecek her türlü şiddete hayır. Sadece insanlarda değil, insanlığımızda ağır kayıplar yaratacak her tür şiddete!

Lobna’nın Şarkısı Kısa Filmi:

Türkçe: https://www.youtube.com/watch?v=7pKGxgZ74G8

İngilizce: https://www.youtube.com/watch?v=J1eERxJGTck

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s