Bir Karahindiba Rüzgara Dayandığında…

38rY40D

Bu yazıyı “Where’s My Martina” şarkısının Martina’ya 60 yaş doğumgünü hediyesi olarak verileceği akşamın sabahı yazıyorum. En az hediyesini vermek için heyecan duyan eşi kadar heyecanlıyım. Akşamı iple çekiyorum. Şarkı sahibine ulaşmadan ve bu gün tarihe karışmadan önce, bu şarkıdan bana geriye kalacak olan çok tatlı bir anektot var anlatmak istediğim.

Çok genç yaşında ülkesinden çok uzaklara hemşire olarak gidip hayatının aşkını bulan ve evlenip birbirinden güzel üç kız çocuk dünyaya getiren bir İrlandalı Martina. Ana dili İngilizce olduğu için bu şarkı da İngilizce oldu dolayısıyla.

Her sahibine şarkı’da olduğu gibi, kızlarından, kardeşlerinden, eşinden, arkadaşlarından Martina için yazılan mektupları okumakla başladı yine benim işim. Ama bu sefer, söz yazma tarafında yalnız değildim. Çok sevgili eski bir dostum Çiğdem yanımdaydı. Çiğdem aslında Martina’nın da arkadaşı ve eşine doğumgünü hediyesi olarak şarkı yapma önerisini sunarak bizi bir araya getiren kişiydi. Mektupların toplanmasını kolaylaştıran ve dizeleri oluşturmakta aktif rol alan, yazarlık söz konusu olduğunda ise çok yetenekli bir söz ortağım vardı.

Mektupları daha okurken, Martina’nın en küçük kızından gelen bir bilgi ikimizin de tüylerini diken diken etmişti. Bu anı, yıllar öncesine gidiyor, annesiyle yaptığı bir yürüyüşü anlatıyordu. Bu yürüyüş sırasında, Martina yol üzerinde bir karahindibayı eğilip koparmış, havaya üflemiş ve şöyle demişti: eğer bir karahindiba rüzgara dayanabiliyorsa, bize zamanı söylüyordur. Kızı onu çok etkileyen bu sohbeti sanki bugün gibi hatırlıyordu. Nitekim 12 yıl sonra omuzuna bir karahindiba dövmesi yaptırmıştı. Dövmesi, ona annesini ve hayatında temsil ettiği her şeyi hatırlatacaktı.

Çiğdem’le ikimizin mutlu mesut sözleri bitirmiş, benimse beste ve düzenleme aşamasına geçtiğim günlerin birinde Çiğdem’den heyecan dolu bir telefon geldi. Çiğdem telefonda, Banu karahindiba bölümünü değiştirmemiz gerekebilir diyordu. Ne oldu Çiğdem? Çiğdem gülmekten anlatamayacak durumdaydı.  Ne oldu, neden değiştirmemiz gereksin ki? İşte Çiğdem’in ağzından o sabah olanlar…

Yürüyüşleri sırasında, Çiğdem Martina’nın ağzını arar.

  Martina, siz İrlandalılarda karahindiba ile ilgili bir inanış var mı?

Hayır yok.

Ya Martina, hani zamanla ilgili olan… Geçenlerde bir yerde okumuştum da şimdi unuttum tam olarak neydi… Neymiş, sanki rüzgara dayanıyorsa, uçuşmuyorsa, zamanla ilgili bir şey demekmiş… yok mu öyle bir şey?

Hayır Çiğdem! Yok öyle bir şey!

Çiğdem hem şaşkın, hem gülmekten zor konuşarak; – Emin misin Martina, bi’ daha düşünsene…

Martina geçer Çiğdem’in karşısına, koyar elini Çiğdem’in omzuna.

– Bak kızım, evet bir şey var. Ne bilmek istiyor musun? Eğer bir karahindibaya bakarsan bil ki o akşam yatağına işersin!

İkisi de çok güler tabii ama Çiğdem eve gelir gelmez doğru bana, telefona.

– Banu Martina hiç hatırlamıyor. Kızına yıllar önce söylediklerini hiç ama hiç hatırlamıyor ve şöyle şöyle oldu… Yatak, ıslak, çiş, ??? Şarkıda tutmak istediğimize emin miyiz?

“Tapped on her shoulder, a dandelion

Standing timelessly in the wild wind.”

Siz olsanız ne yaparsınız? Kısa bir tereddüt. Ama gerçekten çok kısa! Tabii ki kalacak sözlerde. Çünkü böyle bir şey. Tam da böyle bir şey.

Etkiliyoruz çocuklarımızı. İzler bırakıyoruz onlar üzerinde, o kısacık anlarda, küçücük detaylarda, hiç beklemediğimiz boyutlarda. Unuttuğumuz, unutacağımız anlar boyunca. Unutmak da işin doğasında var. Çünkü ebeveynlik- hormonlar işin içinde olduğu için belki daha fazla annelik-  öylesine çocukla bir olup kendini kaptırdığın bir zaman ki, bir adım geriye çekilip o çok değerli anları seyretme, istifleme lüksün olamıyor. Küçüğünle bir olup akıyorsun zaman içinde. Tabii ki önemli olaylar zamana dirençli anılar olarak bir yerlerde diziliyor ama işte böylesine küçük sohbetler, detaylar, farkına varmadan iz bırakanlar, senden bir çırpıda çıkıp, çocuğunun bir ömür boyu misafiri olabiliyor.

Şarkıya dönecek olursak, ‘karahindiba’yı bıraktık sözlerde. Çünkü Martina hatırlamasa da, şarkı onun için arkeolojik bir anı kazısı yapmış ve sevenlerinden çok tatlı anıları, duyguları, düşünceleri bir araya getirmişti. Karahindiba bunlardan sadece bir tanesiydi ve çok değerliydi. Narin bir omuza dövme olacak kadar iz bırakmış, hep hatırlamaya adanmıştı.

İşte Martina’nın şarkısının perde arkasından, birden bize bir hikaye. Ve de galiba farkındalık, hele hele çocuklar yetiştiriyorsak en önemli mesele. Ve umarım Martina  kendi şarkısı ile karşılaşınca çok mutlu olmuştur, sevdikleriyle…

 

 

Onun Şarkısı

Ekran Resmi 2019-03-12 15.32.01

Her seferinde, başladığım noktadaki boş ve beyaz sayfa, bittiğinde yerini şarkıya yansımış bir insanın suretine bırakıyor. Bu suret, belki bir yaşamın başında, belki ortasında veya sonunda, sahibinin tözünden, yaşamının  ana renklerinden izler taşıyor.

Şarkının sahibi belki henüz daha 13 yaşında, bunu bilmiyor. Suretinden parlayan her ne ise ilk kez duyuyor. Ya da 18, bildiğinden emin değil. Şarkıdaki sureti her koşulda ona dikkat ve sevgiyle yaklaşıyor, kulağından içeri süzülmesiyle birlikte sahibinde kendine bir yer buluyor.

Şarkıya hazırlık süreci, şarkı sahibiyle ilgili yakınlarına sorduğum birkaç sorunun, onunla ilgili anıları, söylemek istediklerini bir araya getirmesiyle başlıyor. Şarkı yazarının görevi bir arı gibi, bu yazılı metinlere girmek ve iğnesiyle içindeki özü almak oluyor. Düşünceler duygu taşıyor. Ve arının o sözcüklere iğnesini değdirmesi duygunun bulaşması için yeterli oluyor. Baskın gelen duygunun harekete geçirmesiyle, gelen tüm bilgiler önce damıtılmış bir surete- şarkının sözlerine, sonra da müzikle et ve kemiğe bürünüyor. Bir insanın başka insanlara yansımış suretlerinin ortak bir ifadesi olarak, bir şarkı böylece ortaya çıkıyor.1EFEE696-05EE-493C-A859-80C61D2C69B7

Çok yakında 13 yaşını dolduran yeğenim için arkadaşlarına sorarak aldığım cevaplardan ona özel bir şarkı yaptım. Onun şarkıyı ve sözlerinden ortaya yansıyan ‘Arda’yı şaşkın, mahçup ve mutlulukla dinleyişini hiç unutmayacağım. Tüm arkadaşlarının kendisiyle ilgili ‘her koşulda dürüst’ olduğunu ve birkaç başka ortak özelliğini söylemesi, bunun böyle olduğunun herkes tarafından bilindiğini ve buna değer verildiğini kendi şarkısı  yoluyla duyması… kendisine ait, belki de şimdiye kadar ismini koyamadığı ama herkesçe dile getirilen özelliklerinin onu sevenlerce kutsanmasının, onun biricik yaşamı için anlamlı bir hediye olduğunu biliyorum.

Ve Kayra… Kendisine 1 yıl kadar önce 12 yaşında benzer şekilde yapmış olduğum şarkının sahibi, Nature Girl. Ağaçlara sarılan, resimler yapan, piyano çalan, kalbi pırıl pırıl atan Kayra. Teyzesinin onu anlatan mektubundan derlenmiş sözlerden ortaya çıkan şarkı, ABD’de yaşayan Kayra’ya sürpriz bir mezuniyet hediyesi olmuştu. O günden beri şarkının kendisine uğur getirdiğine inanırmış. Kayra Serpengüzel birkaç gün önce, yazdığı bir şiirle, bu şiirin piyano eşliğinde seslendirildiği Piano Slam 11 yarışmasında, ülke çapında birinci oldu. Şiirinde  bir araya getirdiklerini okumak, sahne üzerindeki güçlü duruşunu izlemiş olmak çok etkileyiciydi.

Şarkı mı bir yıl önce onun içindeki töze dokundu ve olacak olanın eskizine şahitlik yaptı, o mu şarkıya dokunup oldurdu bilmiyorum ama her ne ise, açıklaması sadece akıllara sığacak bir şey değil. Ve aslında… bırakayım öyle kalsın. Kendi adıma, iğnesiyle mutlu mesut bir arı, hayatımın sonuna kadar müzik ve tözden cevherler arasında mekik dokumaya varım:)


Nature Girl                                                                                                                                               Söz & Müzik: Banu Kanıbelli                                                                                               Düzenleme: Emir Özgören                                                                                                                  Yazı başlığı ve klipteki tüm illüstrasyonlar : Arbil Çelen Yuca