Meydan / The Square (2013) / Jehane Noujahim

Screen Shot 2015-11-16 at 22.03.46“Bir lider arayışından çok kendimize bir vicdan arıyoruz. Lider dediğiniz nedir ki? Önümüze cenneten çıkma çözümler mi koyacak? Durum şu ki toplumda , bu vicdanı yaratmayı başarabilirsek, kendimize iyi bir başkan bulabileceğiz. Bizi yönetmesi için lider aramıyoruz. Çünkü Tahrir’e giden herkes bir lider. Biz vicdanı arıyoruz.”

Screen Shot 2015-11-16 at 22.30.45“İyi ve özgür insanlara vatan haini denirken, hainlere kahraman deniyor.”

Screen Shot 2015-11-16 at 22.37.52“Devrimimizin silahı sesimizdir. Bu sesin her evde duyulmasıdır. Bana devrimin en büyük zaferi nedir diye sorarsanız, artık çocukların “eylem” diye bir oyun oynamaları olduğunu söylerim.”

Öğrenirken…

passionDüşünürüm ki, zaten bir bilgiyi paylaşmak bir ekmeği paylaşmak kadar doğaldır ve öğrettiğinle birlikte öğrenmek de birlikte tadabileceğin en güzel lezzet!
Ve üstelik yaşamımızdaki herkes ve her bir yaşantı bir öğreten.
Demek ki her günü böyle kutlayabiliriz. Bir kutlama istiyorsak eğer! Her gece, uyumadan önceki son uyanık anımızda, o günün dersini fark edip, dersin kahramanlarına tek tek sessiz bir teşekkürü içimizden geçirerek. Birlikte olduğumuz zamanlarda onlara bu duygumuzu hissettirerek.
Nerden nereye çektim değil mi! Sorun bende! Ezelden beri, tek güne indirgenmiş farkındalıklarla ve beklentilerle aramda bir problem var:)


Fotoğraf: Pink Sherbet Photography

 

Şiddetsizlik

tiger-on-the-stormy-sea-9835

Küçük şişme bota sığışmış onlarca insanın dalgalarla boğuşurken yaşadığı panik içinde herkesle birlikte paniğe kapılıp suyun içine gömülenlerden biri olmak an meselesidir. Ama botun ortasında, hareketsiz ve sağduyuyla sakin kalmaya çalışmak. Çok zor. Bilirsin ki belki gerçekten bot devrilecek. Belki de botun ortasındaki refleksin çevrene yayılacak, çoğunluk sakinleşecek ve botun kıyıya ulaşma ihtimali belirecek.

Şiddetsiz kalmak. Bu fırtınada tutunmaya çalıştığım tek şey. Botun ortasındaki hareketsizlik gibi. Şiddetin her türünün, beğenmemekten, eşit görmemekten, hak görmemekten başlayan, lanet okumaktan, küfretmekten geçen, yok saymaya, katletmeye kadar uzanan şiddetin sadece ve sadece hepimizi alabora edeceğini bilerek.

Ne yapayım! Bu da bir tür direniş belki.

***

*Fotoğraf: http://www.rarewallpapers.com (Tiger on the stormy sea)  

İşte Bir de Müzik Var!

IMG_4345 (1)

“The Natural Singer”, amatör ya da profesyonel olarak şarkı söyleyen, bir zamanlar bir şekilde söylemiş, ya da şimdiye kadar hiç söylememiş herkese açık, kendi sesini bulmak, onu geliştirmek ve bu isteğin önündeki engelleri fark ettirmekle ilgili bir şeyler vaat ediyordu.

Omega Institute’un yıllık programının onbinlerce kişiye ulaştığını düşünecek olursak, bu sayı içinden 25 kişi bulunduğu yerden kalkmış, şarkı söylemek sevdasıyla New York’un trenle 1.5 saat yukarısındaki Rhinebeck denen kasabaya gelmişti. Eğitimi bu alanda önemli başarılar elde etmiş Claude Stein verecekti.

Tam da öyle oldu. 25 kişi içinde sadece birkaç kişi profesyonel olarak müzikle ve şarkı söylemekle uğraşıyordu. Benim de içine dahil olduğum bu grup için yaptığını daha iyi yapmak ve sınırlarını zorlamakla ilgili bir rasyonel bir hedef vardı.

Grubun geri kalanı ise, bu 5 günü her gerçek insani duyguya boyayacak kadar büyük fırçalara ve renkelere sahip bir zenginlikteydi.

Bir zamanlar sesini kullanmış, şarkılar söylemiş ve yıllar sonra ona tekrar kavuşmayı isteyecek kadar Özlemliydi. Tutkuluydu.

Ameliyatlar geçirmiş, ses tellerini kaybetmiş, doktorların yapabileceğin birşey yok demesine rağmen şarkı söylemeye niyet edecek kadar İnançlıydı.

Gençliğin yol ayrımında, yolların nereye götüreceğini bilmediği için Belirsizdi ve denemeye Kararlıydı.

İşinden henüz ayrılmış, Kırılgan, yeni bir sayfayı müzikle açmaya, kendini burada sınamaya karar verecek kadar Cesaretliydi.

Yaşamının son 10-15 yılında, sevdiği bir şeyi daha hayatına katmak isteyecek kadar Çocuksu ve Oyuncuydu.

Kendi kendine şarkı söylemeden duramayan ama kimsenin sesini henüz duymadığı için Güvensiz, ilk denemeyi bizimle yapacak olmasına rağmen Ürkek ve çok İyimserdi.

Herkesin kendi özel durumunu ve beraberindeki o içten duyguyu, seçtiği bir şarkıda grubun geri kalanı ile paylaştığını düşünün. Ve o şarkı boyunca onu dinleyen herkesin kendi dışına çıktığını ve onun davet ettiği yerde bir araya geldiğini ve anladığını. Paylaştığı duyguyu onunla birlikte yaşadığını…

O anda bir kişi olmaktan çıkıp, herkesle birlikte Biz olmayı. Sonra bir başka şarkıda bir başka durumu ve duyguyu yaşamayı. Şarkılarla birlikte fırçanın yedi rengine bulanmayı. Üzerinden günler geçmesine rağmen, müziğin renkleri hala canlı tutmasını…

Oysa ne kadar ender hayatlarımızda, kendi dışımıza çıkıp da, bir başkasıyla samimiyetle, bağrı açık buluşmak. Belki bir dostla, ya da bir aşkta, bir anneyken çocukla, ya da ölümün soluğunda.

İşte bir de müzik var! Müzikle yaşanan buluşmalar, Bir’ken, Biz olmalar.

Bunu nasıl yaparsın, merak etmeden olur mu? Ve sana tutkun olmamak mümkün mü?

Kendimden Dışarı, Hatırlama (IV)

IMG_9759 (1)

Evimin duvarını sarsan şey

Ölümün çağrısıdır.

Dökülür sıvaları önce

Düşen birer birer yere

Örülmüş tuğlalardır.

Koşarım çocukluğumun bahçesine

Kalırım çıplak ve teslim ve masum

Evimden dışarı

Ölüme tanık olmak

Mahallenin sokağında

Rüzgara yüzümü dönüp

Bir diğerinin yanında durmaktır.

Kimse kimsenin değil

Herkes bir başkasının olmazsa olmazıdır.

Evimden dışarı bu bahçede,

Yapabileceğim tek şey,

Yeniden ve yeniden

Ve yeniden insan olmaktır.

Kendinden Dışarı, Oyundan İçeri (I)

children_still_play_by_chris_lamprianidis-d42ssig

Çocukların hiç bitmek istemeyen oyunları

Mahallenin sokaklarındadır.

Ölüm, uzak, henüz suskun

Oyun, yaşamın çağrısıdır.

Çocuktur, duyar çağrıyı, fırlar dışarı,

Düşe kalka, hoplaya zıplaya

Sınırsız olanaklar içinde

Başkasının eşliğinde, yeni eşiklerde

Doğmaya, doğurmaya hazırdır.

Oynamak, çıplak ve teslim ve masum olmaktır.

Ve kimse kimsenin değil

Herkes bir başkasının olmazsa olmazıdır.

Oyun sokaklardadır.

Gezidir mahalleleri

Küçüktür, bezdendir evleri

Birdir bahçeler, düşler, sözler yan yanadır

Kendinden dışarı, oyundan içeri

Bir dünya vardır.


Fotoğraf: Chris-Lamprianidis

http://chris-lamprianidis.deviantart.com/art/Children-still-play-246567256

Mahallenin Çocukları, Çocukların Oyunları

seville_by_mariusolsen-d4dxvuz

Çocukların hiç bitmek istemeyen oyunları, mahallenin sokaklarında oynanır. Mahalle, düşe kalka, hoplaya zıplaya oynanan oyunların, her edimde, sınırsız olanaklar içinde, çocuğun kendine yeni bir yer bulduğu, doğurgan bir meydandır. Gezi parkı gibidir mahalleleri. Kendilerini girip kapattıkları evler yoktur henüz. Girip çıktıkları, küçük ve bez çadırlar vardır.

Kendini oyuna kaptıran çocuk için oyun doğumun sınırsız ve sonsuz biçimlerde deneyimlediği bir alandır. Büyük bir şevk ile kendini orada bulur. Kendi üzerine rasyonel zihin kapılarını henüz kapatmamış, kendi ve dünya arasındaki sınırı henüz çizmemiş varlık olarak çocuk diğeri ile paylaştığı o oyun alanında, yan yana oynar. Oyunları, her birinin birbirine dokunan eylem ve sözleriyle deneyimler yaratmak, onun içinde de kendilerini bulmaktır.

İlk nefesinden başlayarak, dünyaya getirdikleriyle birlikte kendi dışındaki koşullara teslimiyetle başlamış bir açıklık halindedir. Fiziksel otonomisi ve dilsel becerilerinin artan kullanımıyla, kendini sınar ve meydana getirirken başkalarına ihtiyaç duyacaktır. Kendini başkalarında, oynadıkları oyunda sınar. Oyun alanında kimse kimsenin nesnesi değildir ve herkes bir iletişim noktasıdır.

Büyümekle birlikte, çitlerle çevrelenmiş bahçeler içinde kalan çadırlar önce tuğlalardan örülen evlere dönüşür. Dışarıya bakabileceğin pencereler ve içinde odaları olan evler, giderek daha fazla zamanın geçirildiği yerlere dönüşür. Evin dışına önce izin verildikçe, sonra gerektikçe çıkılmaya başlanır. Sokaklar bir yerden bir yere gitmek için kullanılır. Oyun bitmiştir. Çocukluğun başa gelmesi. Aşkın, ölümün ya da yaşamı tehdit ederek seni sokaklara fırlatacak bir durumunun başa gelmesi gibi(*), insanın kendini içinde bulduğu bir durumdur. Ve yine onlar gibi sonludur.


*Çocukluk ve oyunları ile arasında bağ kurulan kavram ve kaynaklar;

  •  Jean-Luc Nancy, The Inoperative Community, University of Minnesota Press, Minneapolis and Oxford, 1991
  • Maurice Blanchot, The Unavowable Community, Station Hill Press, 1988
  • Ferda Keskin, Bilgi Üniversitesi Felsefe ve Toplumsal Düşünce Yüksek Lisans ‘Tekillik’ ders notları

Fotoğraf: Marius Olsen / http://www.deviantart.com/art/Seville-265280651