Kendinden Dışarı, Oyundan İçeri (I)

children_still_play_by_chris_lamprianidis-d42ssig

Çocukların hiç bitmek istemeyen oyunları

Mahallenin sokaklarındadır.

Ölüm, uzak, henüz suskun

Oyun, yaşamın çağrısıdır.

Çocuktur, duyar çağrıyı, fırlar dışarı,

Düşe kalka, hoplaya zıplaya

Sınırsız olanaklar içinde

Başkasının eşliğinde, yeni eşiklerde

Doğmaya, doğurmaya hazırdır.

Oynamak, çıplak ve teslim ve masum olmaktır.

Ve kimse kimsenin değil

Herkes bir başkasının olmazsa olmazıdır.

Oyun sokaklardadır.

Gezidir mahalleleri

Küçüktür, bezdendir evleri

Birdir bahçeler, düşler, sözler yan yanadır

Kendinden dışarı, oyundan içeri

Bir dünya vardır.


Fotoğraf: Chris-Lamprianidis

http://chris-lamprianidis.deviantart.com/art/Children-still-play-246567256

Mahallenin Çocukları, Çocukların Oyunları

seville_by_mariusolsen-d4dxvuz

Çocukların hiç bitmek istemeyen oyunları, mahallenin sokaklarında oynanır. Mahalle, düşe kalka, hoplaya zıplaya oynanan oyunların, her edimde, sınırsız olanaklar içinde, çocuğun kendine yeni bir yer bulduğu, doğurgan bir meydandır. Gezi parkı gibidir mahalleleri. Kendilerini girip kapattıkları evler yoktur henüz. Girip çıktıkları, küçük ve bez çadırlar vardır.

Kendini oyuna kaptıran çocuk için oyun doğumun sınırsız ve sonsuz biçimlerde deneyimlediği bir alandır. Büyük bir şevk ile kendini orada bulur. Kendi üzerine rasyonel zihin kapılarını henüz kapatmamış, kendi ve dünya arasındaki sınırı henüz çizmemiş varlık olarak çocuk diğeri ile paylaştığı o oyun alanında, yan yana oynar. Oyunları, her birinin birbirine dokunan eylem ve sözleriyle deneyimler yaratmak, onun içinde de kendilerini bulmaktır.

İlk nefesinden başlayarak, dünyaya getirdikleriyle birlikte kendi dışındaki koşullara teslimiyetle başlamış bir açıklık halindedir. Fiziksel otonomisi ve dilsel becerilerinin artan kullanımıyla, kendini sınar ve meydana getirirken başkalarına ihtiyaç duyacaktır. Kendini başkalarında, oynadıkları oyunda sınar. Oyun alanında kimse kimsenin nesnesi değildir ve herkes bir iletişim noktasıdır.

Büyümekle birlikte, çitlerle çevrelenmiş bahçeler içinde kalan çadırlar önce tuğlalardan örülen evlere dönüşür. Dışarıya bakabileceğin pencereler ve içinde odaları olan evler, giderek daha fazla zamanın geçirildiği yerlere dönüşür. Evin dışına önce izin verildikçe, sonra gerektikçe çıkılmaya başlanır. Sokaklar bir yerden bir yere gitmek için kullanılır. Oyun bitmiştir. Çocukluğun başa gelmesi. Aşkın, ölümün ya da yaşamı tehdit ederek seni sokaklara fırlatacak bir durumunun başa gelmesi gibi(*), insanın kendini içinde bulduğu bir durumdur. Ve yine onlar gibi sonludur.


*Çocukluk ve oyunları ile arasında bağ kurulan kavram ve kaynaklar;

  •  Jean-Luc Nancy, The Inoperative Community, University of Minnesota Press, Minneapolis and Oxford, 1991
  • Maurice Blanchot, The Unavowable Community, Station Hill Press, 1988
  • Ferda Keskin, Bilgi Üniversitesi Felsefe ve Toplumsal Düşünce Yüksek Lisans ‘Tekillik’ ders notları

Fotoğraf: Marius Olsen / http://www.deviantart.com/art/Seville-265280651

Çocuğun Dünyasına Müzikli Ziyaret

P2090016

Çocuk-müzik adasında geçirdiğim 20 yılın sesleri hala kulağımda, anıları belleğimde… Bu 20 yıla dönüp baktığımda kendimi bir adada tasavvur ettiğime göre, çocuklarla birlikte ve çocuklar için müzik yaparken onların dünyasına geçmiş, yer değiştirmiş olmalıyım diye düşünüyorum. Benim deneyimim öyle oldu en azından. Bu kısmen doğal bir istekle, kısmen de profesyonel eğitim süreçleri içinde benimsediğimiz yaklaşımdan ileri geldi elbette. Çocukla ilişkide yer değiştirmezseniz, yani onların dünyasına donanmış yetişkin algılarımızdan sıyrılmadan girerseniz “öğreticiden” farkınız kalmayacağını biliyordum. Oysa, öğrenmenin en iştahlısı kendinden başlatıldığı ve doğal akışında olduğu zamandaydı. Buna da ancak rehberlik edebilirdiniz. Bu keşif ve karşılıklı eğitim süreci içinde siz de bir yetişkin olarak eğlenirseniz ne ala!

Çocuk ve müzik söz konusu olduğu zaman, eğitimden çok, müzikle yaşamak ve onun sağladığı zenginliği paylaşmaktan bahsediyoruz aslında.

Çocuğun dünyasına, müzikle yapılan ziyaret olarak özetleyelim o zaman bu yazının içeriğini… Bu nasıl birşeydi? Müzikli yaşantımızdan, yaşantımızın bütününe olumlu olarak yansımış olanlar nelerdi ve bunlar başka çocular ve yetişkinler tarafından nasıl uygulanabilir?

Müziğin, beyin ve dolayısıla çocuğun bütünsel gelişimi üzerine etkileri üzerine sayısız araştırmalar devam eder ve beyin gizemini büyük ölçüde korumaya devam ederken, bu araştırmalardan elde edilen bulguları akademik bir dil içinde aktarmak tercihim olmayacak. Biz bu adada 20 yıl boyunca ne yaşadık? Müzikle nasıl oynadık? Bir eğitmen olmak zorunda olmaksızın, bir gönüllü neler yapabilir? Gelin bunlara bakalım birlikte…

Sesi Keşif     

Müziğin i-tunes’un play tuşuna basmadığımız, ya da yanı başımızdaki müzik aletinden ses çıkarmadığımız anlarda nerede ve nasıl olduğunu fark etmek, “dinlemek” oyunlarımızan biriydi. Müzik nerelerden çıkmadı ki? Kalbimizin atışından, rüzgarın sesinden, kuşların söylediğinden, yoldan, denizden, havadan geçenlerden evimizde çalışan makinelerden… Bu seslerin her biri dinlemeye, hatta istenirse, benzerini taklit etmeye, hatta kulak hafızamızda kalanlarla küçük ses kalıpları yaratmaya değerdi.

Sözcüklerden Tekerlemeler

Bu ses kalıplarına, kullandığımız sözcükleri belli bir ritim içinde eklediğimiz zaman ise küçük tekerlemeler oluşurdu. İşte bu bize özel tekerlemeler, bilinen tüm tekerlemelerden daha kıymetli olurdu. Seçtiğimiz sözcüklerden oluştuğu ve o anda yakaladığımız coşkuyu taşıdığı için, söylendiği her seferinde bizi güldüren, dinlemeyi, söylemeyi oyuna dönüştüren tekerlemeler!

Fotoğraftan Şarkıya

Bazen sadece bir dergi ya da öykü kitabının sayfalarındaki fotoğraflarda gördüklerimizi, bir müzik aletinin yardımıyla, o anda ürettiğimiz melodiler eşliğinde anlatırdık. Meydan okuma olduğunu mu düşünüyorsunuz? Sakın çekinmeyin. Bu herkesin yapabileceği birşey. Kendimizi, tuşlara, gördüğümüze ve oyuna bırakırdık. Melodiler, peşinden de kahkahalar hemen gelirdi.

Beyinde Şenlik

Eğer bir o anda beyinlerimizin elektromanyetik bir görüntüsü alınabilseydi, lunaparkvari bir renk cümbüşü ile karşılacağına eminim!

Sağ ve sol beyin içiçe geçmiş, piyano tuşları üzerinde gezinen 20 parmak, gördüğü fotoğrafa müzikli bir hikaye uydurmaya çalışırken binlerce yeni nöron bağlantısı kuran neşeli beyin hücreleri, o keyifle birlikte salgılanan çeşitli kimyasallar, bu ortam içinde oluşan ya da pekişen duygusal bağlar, geleceğe mal olacak anılar… Ne büyük zenginlik!

P1160140

Büyüdükçe

Bu anlattıklarım, daha çok bebeğin ilk sözcüklerini kullanmaya başladığı 1.5 yaş ve sonrası oyunlarıydı. 2.5-3 yaş sonrasında, grup oyunlarının vazgeçilmezi müzik, yaşantımızın parçası oldu. Çocuk şarkılarına eşlik eden beden hareketleri ve bunların hiç bıkılmayan tekrarları…. 4-5 yaşlarında, şarkıların sözüne daha fazla dikkat eder, bir melodiyi daha dikkatli dinler olduk, ya da elimizdeki enstrümandan dana bilinçli sesler çıkarmaya başladık. 6-7 yaşlarında ise, notalar ve onların sahip olduğu mantığı anlayabilir yaşa gelmiştik. O yaşa kadar müzik eşliğinde oynadığımız tüm oyunlar bizde, müzikle ilgili temel kavramların alt yapısını zaten oluşturmuştu.

Çocuk Şarkıları

Bu süreçte, yani müzikli oyunlar içinde, çocuklara birlikte bazı sözler, şarkılar yazdık. Bunlardan farklı zamanlarda iki albüm meydana geldi. “Kara” ve “Başka Dünya Yok” Bülent Ortaçgil’ın müzik direktörlüğü ve Gürol Ağırbaş’ın düzenlemeleriyle hayata geçti. Şarkılarımız kendi seyirlerinde, küçük dinleyicilerine ulaşmaya devam ediyorlar.

Hangi Tür Müzik?

Müzik seçiminde klasik müzik dinletilmeli, vb sınırlandırma, hatta sınıflandırmalara sıcak bakamıyorum. Klasik müziğin beyinsel gelişime katkıları bazı araştırmalarla gösterilmiş olsa da, başka tür müziklerin de benzer etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Samimiyet, çoğu zaman olması gerektiği gibi burada da seçim kriterlerimizden biri olabilir. Dinlemeyi sevdiğimiz müzik türünü, severek çocuğumuzla paylaşabiliriz ancak.

Sevilen tür içinde tercihimiz pop müzikse, iki kez düşünmeyi tavsiye edebilirim. Popüler olanın, neredeyse sadece “kullan at” ilkesiyle meydana getirilmiş olduğunu görmek fazla zaman almaz. Bu büyük tuzağın masum kurbanı haline gelmeyi de aslında kimse istemez.

Fonda Müzik Var 

Evet, izlediğimiz filmlerin müziğini kaldırdığımız zaman film ne kadar çıplak kalıyorsa, yaşamlarımızda müzikten yoksunluk da o anlama gelir diye düşünürüm zaman zaman.

Bazen sadece bir fon, bazen de sınır tanımayan, kullanıldıkça sınırları kaldırabilen, üstelik dünya üzerindeki tüm canlıların duyabildiği ve ilişki kurabildiği bir dil.

Macar besteci, eğitmen ve düşünür Kodaly’nin yalın ve güzel sözleriyle yazımızı noktalayalım mı?… “Let music belong to everyone”/ “Bırakın müzik herkese ait olsun”

Müzikle bezenmiş nice güzel anı diliyorum size ve küçüklerinize, sevgilerimle.

( http://adimadimbebegim.blogspot.com.tr/2014/05/cocugun-dunyasina-muzikle-yapilan.html blogunda, 6 Mayıs 2014 tarihinde yayımlanmış yazımın bir bölümüdür.)