Bir Çıkış Yolu: Şarkılar

Bu bir peri masalı diyeceğim, masal değil. İnanılmaz diyeceğim, son derece gerçek. Dünyanın bir coğrafyasında, olağanüstü baskı koşullarında, ırkçılığa karşı verilen mücadelenin efsanevi ilham kaynağı, bir başka coğrafyasında, hatta kendi vatanında neredeyse hiç kimse. Sixto Rodriguez. Amerikalı şarkı/söz yazarı. Searching for Sugar Man (2012) (“Şeker Adamın İzinde”) İsveçli yönetmen Malik Bendjelloul’un bu masalsı hayat hikayesini belgeleyen filmi!

Filmin gerçeği bir yana, kendi yaşadıklarımızla çağrışımlar, oyuncuların değiştiği ama oyunun aynı kaldığı tarihten parçalar… ve yine hep gördüğümüz ve göreceğimiz gibi, müziğin bu değişmez senaryodaki değişmez yeri: özgürleştirici, harekete geçiren ve ebedi.

Çok iyi geldi! Müzikten neden vazgeçmemeli, neden inat etmeli, hem yazan hem dinleyen olarak, ona değerini nasıl daha fazla vermeli… sorulabilecek sorular bunlar. Sadece müzik değil tabii, mevcut düzeni sorgulayabilen her mecrada, edebiyatta, sanatta, kirli ellerin ulaşamadığı, bastırsa da kendine yeni çıkışlar bulabileceği özgür alanlar bunlar. Ancak orada bir yerlerde, “Bir çıkış yolu var!”

sugarman-1

Filmden alıntılar

“Albüm fevkalade popular olmuştu. Biz Güney Afrikalıların çoğuna göre o hayatımızın film müziğiydi. 70’lerin ortasında bir pikabı ve pop albümleri olan beyaz, liberal ve orta sınıf ailenin evine girer ve plakları çevirirseniz mutlak suretle Beatles’ın ‘Abbey Road’ albümünü görürdünüz. Simon ve Garfunkel’ın ‘Bridge Over Troubled Water’ albümünü de 81hal6t9z9l-_sl1471_görürdünüz. Ve Rodriguez’in ‘Cold Fact’ albümünü de görürdünüz. Bize göre, tüm zamanların en ünlü albümlerinden biriydi. İçerdiği mesaj şuydu: “Mevcut düzene karşı ol”. Bir şarkının adı, “Anti-Establisment Blues” (“Anti-Düzen Blues”) idi. Biz düzene karşı olmanın ne demek olduğunu bile bilmiyorduk, ta ki Rodriguez’in şarkılarını pikaba koyup dinleyene kadar. Ve gördük ki, toplumuna karşı çıkman normaldi, toplumuna kızgın olman da normaldi. Çünkü biz ırkçılığın son bulması çabasına karşı her türlü önlemin alındığı bir toplumda yaşıyorduk. Bu albüm bir şekilde bu yarayı içinde barındırıyordu. Şarkının sözleri biz bastırılmış insanları özgür bırakıyordu. Her devrim bir şarkıya ihtiyaç duyar. Ve Güney Afrika’da Cold Fact insanlara akıllarını özgür bırakma ve farklı düşünmeye başlamaları iznini veren albümdü.”

 South African Essay“Geri dönüp baktığınızda ırkçılığın tam ortasındaydık, ırkçılığın doruğundaydık. Güney Afrika dünyadaki birçok ülkenin yaptırımları altındaydı. Güney Afrikalı müzisyenler deniz aşırı ülkelerde konser veremiyordu. Yabancı oyuncuların Güney Afrika’yı ziyaret etmesi yasaktı. Güney Afrika ve dünyanın geri kalanı arasında tam bir kapalı kapılar durumu vardı. Dünyadaki ülkeler Apartheid* hükümeti hakkında korkunç şeyler söylüyorlardı ancak
800x800_pic6504bundan bizim haberimiz yoktu çünkü haberler devletin kontrolündeydi. Nüfusun çoğu tecrid edildi. Şehirlerde alım satım yapılması yasaklandı. Nazi Almanyasında olanların aynısı yaşanıyordu. Nazi Almanyasının yan ürünü gibiydik. Ancak bir gazete bunu yayınladığında hakkında direkt dava açılıyordu. İşte bu yüzden, Güney Afrika dünyada parya damgası yedi. Kültürel boykotlar vardı, sportif boykotlar vardı. Soyutlanmış bir toplumdu, herşeyden mahrumduk. Irkçılığın yanlış olduğunu hepimiz biliyorduk. Ancak Güney Afrika’da yaşadığımızdan beyaz biri olarak
apartheid yapabileceğimiz çok fazla bir şey yoktu. Çünkü hükümet çok otoriterdi. Daha geniş bir çerçevede askeri bir devlete dönmüştük. Irkçılık aleyhi konuşma yaparsan, üç yıllığına hapishaneye atıyorlardı. Mücadelenin içinde oldukça fazla sayıda beyaz olsa da, çoğunluğu oluşturmuyorlardı. Takip ediliyordunuz. Ajanlar vardı. Korkunç bir ortam vardı ve korkuyordunuz. Ancak Güney Afrikalıların arasından bir grup müzisyen, söz yazarı ortaya çıktı. Ve onlar için Rodriguez’i dinlemek,  tıpkı bir sesinscreen-shot-2016-11-01-at-21-10-08onlara “Çocuklar, bir çıkış yolu var.” demesi gibiydi. Bir çıkış yolu var. “Müzik yazabilirsiniz. Söz yazabilirsiniz. Görsel kullanabilirsiniz. Şarkı söyleyebilirsiniz. Ve ırkçılığa ilk muhalefet Afrikalıların içinden geldi. Bunlar genç Afrikalı çocuklardı. Ve Rodriguez’den ilham aldıklarını söylüyorlardı. Afrika müzik devriminin ikonu olarak lanse edilen bu çocukların hepsi size ‘Rodriguez bizim adamımız.’ derlerdi. Ve Irkçılığa karşı söylenen Afrikalı sanatçılara ‘Voelvry’ adını verdik.”

d0098755_52789d4673f59

“Her şeyi olduğu gibi kabul eder ve hayatına devam ederdi. Pes etmek ona göre değildi. Çok okurdu. Politikayla, toplumsal konularla ilgilendi. Protestolara ve gösterilere katıldı. İnandığı şeyler uğruna mücadele ederdi. Ve bizleri de yanında götürürdü. Sesini duyuramayan ve konuşmak için fırsat bulamayan işçi sınıfının, ezilen fakir toplumun yanında görürdü kendini. Bu konularda çok mücadele verdi.”

searching-for-sugar-man-concert“Konserde, bütün insanlar ona bakarken şaşırıp kalır sanmıştım. Oysa tam tersi oldu. Gördüğüm sonsuz huzurdu. Yüzünde sonsuz sükunet vardı. Bütünüyle. Sanki o şeye, o yere gelmiş ve tüm hayatını bulmaya çalışıyordu. Yuva, kabuldür. Dünyanın diğer tarafında bir yerlerde yaşayan bir adam var… ve neredeyse yuvasını bulmuş gibiydi.”

screen-shot-2016-11-09-at-10-52-14“Hepimiz için hayat çok fazla değişti. Bir kişi hariç, o da Rodriguez. Yaşadığı hayat ve yaptıklarıyla bize çok net bir şekilde gösterdi ki, seçim yapabilirsin. Çok ızdırap çekti, can çekişti, karmaşa ve acıyla uğraştı ve bunları alıp çok güzel bir şeye dönüştürdü. İpek kurdu gibi. Hammaddeyi aldı ve orada daha önce olmayan bir şeye dönüştürdü. Güzel bir şey. Belki aşkın bir şey. Belki ebedi bir şey. Yaptığıyla sanırım insan ruhunun, neyin mümkün olabildiğinin bir temsilcisi o. Her zaman bir seçim hakkın var. Sanki şöyle der gibi… “Benim seçimim buydu, size bir Sugar Man vermek. Peki sen seçimini yaptın mı? Sor kendine.”

screen-shot-2016-11-09-at-11-15-30


*Apartheid (Afrika dilinde “ayrılık” anlamına gelmektedir), Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 1948 – 1994 yılları arasında, Ulusal Parti hükümeti tarafından uygulanan ırkçı ayrımcılık sistemidir.

 

Advertisements

Yeryüzünde 20,000 Gün / 20,000 Days on Earth (2014) / Iain Forsyth, Jane Pollard

Nick Cave in 20,000 Days on Earth. Picturehouse Entertainment

“Genelde yazarım, ara sıra gece gündüz karalarım. Ama ne yaptığımı sorgulamak için durursam, neden ararsam, bunu size söyleyemem. Bilmiyorum. Bu yarattığım bir dünya. Canavarlar ve kahramanlarda, iyi ve kötülerle dolu bir dünya. Saçma, çılgın ve vahşi bir dünya. İnsanların kızgın ve Tanrı’nın gerçekten varolduğu. Ve ne kadar çok yazarsam, dünya o kadar detaylı hale geliyor ve yaşayıp ölen tüm karakterler kayboluyor. Onlar benim bozulmuş versiyonlarım. Neyse benim için herşey burada başlıyor. En dar yollarda.”

20000-days-on-earth-bigshot“-En büyük korkun ne? -En büyük korkum sanırım hafızamı kaybetmek. Ara sora endişelendiriyor beni, işimi yapmaya devam edememek, ve tatmin olduğum bir noktaya erişememek -Yani? -Çünkü hafızamız ne olduğumuzdur.  Ruhun ve mantığın hayatta kalması hafızaya bağlıdır. Sanırım Çok uzun zamandır, narrative şarkı yazmak üzerine bir dünya kurdum. Hayatlarımızı tamamlayan özel, özgün anlar yaratılmış bir dünya bu ve sürekli peşinden koştuğumuz hatıralarımızdan kurulu. Çocukluk hatıraları. Öyle anlar ki, kalbin tonu değişmiştir. Bir sanat işini keşfetmek, travmatik bir deneyim yaşamak olabilir, ya da küçük bir an olabilir. Bir anın fragmanı hatta. Ve bir şekilde benim için şarkı yazma sürecinin en önemli noktası bu. Bu hikayeleri yeniden anlatmak ve mitolojize etmek. Bu dünyadayken hafızayı kaybetmek? Bir travma olacaktır.”

THUMB“Şarkı söylemeyi insanlarla bir araya gelme olarak görüyorum. Kendinden dışarı sürüklendiğin… Sahnede birşey olur. Öncesinde tamamen paniksindir. Ama sahnede birşey olur ve tüm endişelerini alır. Yapmaya çalıştığımız böyle konserler; bizim için ve izleyiciler için çok önemli olan. Birşeyin ötesinde geçmektir…”……”Ve bence sahnede yapmamız gereken şey o. Başkaları için nasıl bilmiyorum ama bence hepimiz bir aşamada başka biri olmak isteriz. Hepimiz o dönüştürcü şeyin hayatlarımızda olmasını ararız. Bence insanların çoğu bunu o ya da bu şekilde bulur. Başka biri olarak, kim olduklarını unutabildikleri bir yer.”

“Ben bunun için yaşıyorum. O an, her zaman olmak istediğim insan olduğum tek andır. Sahnede birşey olur ve transforme olursun. Zamanın farklı bir his olur ve sen buna adapte olursun ve yanlış birşey yapmazsın!”

9_20000-days-on-earth

“Şarkının, onu anlamadan önce verdiği hisse bayılıyorum. Hepimiz anın içine dalmış çalarken, şarkı vahşi ve kırılamaz gibi gelir. Kısa bir süre sonra, onu evcilleştirirz. Tanıdık ve itaatkar bir şeye çeviririz. Ve tüm diğer şarkılarla aynı düzleme koyarız. Ama bir an vardır ki, yetki hala şarkıdayken, yere düşüp boynunu kırmamak için uğraşırsın. İşte stüdyoda peşinde olduğumuz anlar bu anlardır.

6_20000-days-on-earth“Kim kendi hikayesini bilir ki? Tam ortasındayken yaşadığımızın hiç bir anlam çıkaramazsın. Sadece bulanıklık ve karmaşa vardır. Sadece anlattığımızda ya da yeniden anlattığımızda hikaye haline gelir. Kendi ruhumuza ve başkalarına tekrar tekrar konuşan küçük kıymetli biriktirdiklerimiz. Önce kendi yaşamlarımızdan bir hikaye oluştururuz. Sonra o hikayeyi karanlıkta kaybolmaması için korumaya çalışırız.”

20,000 DAYS ON EARTH - 2014 FILM STILL - Nick Cave composing - Photo Credit: Drafthouse Films“Şarkı cesurdur. Çünkü şarkı ölüme göğüs gerer. Şarkı ölümsüzdür ve bizim kendi yok oluşumuza yukarıdan cesaretle bakar. Şarkı ruhun dünyasından hakiki bir mesajla hayata gelir: ‘Bir gün sana ejderhayı nasıl ehlileştireceğini söyleyeceğim'” … 

“Günlerimiz sayılı. Boşa geçirmemeliyiz. Kötü bir fikre göre hareket etmek, hareket etmemekten daha iyidir. Çünkü fikrin değeri, uygulayana kadar asla kendini göstermez. Bazen bu dünyanın en küçük fikri olabilir, içinizde başgösteren küçük bir alev. Kendisine karşı çıkan bütün zorluklara karşı sönmeyecek bir ateş. O ateşe tutunursanız eğer, etrafında harika şeyler oluşturulabilir. Kütlesel, güçlü ve dünyayı değiştirecek şeyler. Hepsi küçücük fikirlerden ortaya çıkarlar.”

20-000-days-on-earth

“Sonuçta, tam olarak anladığım şeyle beni ilgilendirmiyor. Bunca yıldır yazdığım her kelime bütünüyle gösteriş sadece. Gerçekler kelimelerin yüzeyinin altında yatıyor. Gerçek, uyarı vermeden bir deniz canavarının sırtı gibi ortaya çıkar ve sonra yok olur. Yaptığımın performansı, şarkı yazmak ve söylemek benim için o canavarı suyun yüzeyine çıkarmanın bir yolunu bulmak gibidir. Yaratığın, neyin gerçek, neyin bizim anladığımız haliyle olduğunu gösterebilmesi için bir yer yaratmak için. Gerçekle hayal gücünün kesiştiği bu parıltılı yer, işte burası tüm sevgi, gözyaşı ve mutluluğun var olduğu yerdir.”

3_20000-days-on-earth