#AdaletYürüyüşüm

Adalet yürüyüşü

Adalet yürüyüşünün 20. gününde, yürüyen yaklaşık yirmi bin insandan biriydim. Kocaeli’nde bando eşliğinde başlayan 19 km’lik yürüyüş İzmit ve Derince içinden geçerek Yarımca’da son buldu.

Kalabalık içinde yürürken, birilerinin yanında kalmak kolay değildi. Nitekim ben de bir grupla gelmiştim ama kısa bir süre sonra, kalabalığın isimsiz ve her an her yerde olabilen doğal üyesi oldum. Yanından ayrılmak istemediğim Romanlar ve müziği ile birlikte uzun süre, onları kaybedince de içinden geçtiğimiz şehrin bize bakan pencerelerinin seyrinde uzun zaman yürüdüm.

Yürüyüşün 20. gününün bu yönüyle çok özel olduğunu düşünüyorum şimdi. Bir şehrin içinden geçmiştik. Apartman dairelerinin caddeye cepheli pencerelerinden bakışlarıyla, elleriyle, salladıkları bayraklar, bezlerle selamlayan, yürüyüşe coşkularıyla katılan insanlar, yürüyüşün beni en etkileyen taraflarından biri oldu. Yürürken hemIMG_9569 yürüyen, hem de oradan bakan oldum ve şunu düşündüm: Bu insanlar ve hepimiz yıllardır giderek artan bir şiddette üzerimize çöken bir karabasanın ağırlığı altında, ‘nasıl olsa hiç bir yerimi hareket ettireme-yeceğim’ diyerek, hareket etmeyi istemekten bile vazgeçmiştik. Öğrenilmiş çaresizliğimiz, kabullen-diğimiz gerçeğimiz olmuştu. Ve evet biz bu insanların evinin önünden değil, kalplerinin içinden geçiyorduk. Gerçektik. Binlerce kişinin bedeninde somutlaşmış, yürüyüşe geçmiş ve dile gelen bir adalet talebiydik. İhtiyacı olanın, umut etmeye özlem duyanın içinden geçiyorduk. Bir tür şifaydı bu. Şifa verirken şifalanıyorduk. Çoluğu çocuğu, genci yaşlısı çoktandır kapalı duran pencere kepenklerini açmış, içeri giren güneşin tadını çıkarıyordu. Işıkla kamaşan gözler ışıl ışıl, mutluluktan yaşlıydı.

IMG_9512Yürüyüşün coşkusu içinde düşünmek kolay değil. Ancak yürüyüşün ardından, tanıklığın coşkusunu içinizde hala hissederken düşünmeye kaldığınız yerden, yürüyüşten zihninizde kalanlarla devam ediyorsunuz. Neydi bu kadar güzel olan?

Adalet soyut bir kavram ve katılan her birey veya ve topluluk için pratikte farklı biçimler ifade edebilir. Karşılıklı adaleti konuşmaya başladığımızda aramızda sınırların belirdiği, senin benden ayrıldığı farklı biçimlerine varılabilir. Bu yürüyüşün bu kadar güzel olmasının nedeni tam da buydu. Henüz bu ayrıma gitmeden, adalet isteminin ne kadar kutsal, insanca yaşamanın ne denli vazgeçilmezi olduğunun  tek bir ağızdan dile getirilmesi ve bunu birlikte hissettmenin coşkusuydu.

Bu ortak talep, talep eden herkesin eşitliğini ifade ediyordu. Kim olduğumuz, yanımızdakinin kim olduğu, ne olduğu önemini yitirmişti. Yan yanaydık ve ortak bir derdimiz vardı. Hem kendimiz, hem de herkes adına bir talepte bulunuyorduk. Güzel olan buydu. Bu ortak duygu, bu ortak gerçek her zaman hatırlanmaya, hiç unutmamaya değer bir kutsal. Bundan sonra adalet tanımlarımıza bakarken ve onu yeniden düşünürken, adaleti kendimiz için değil ‘herkes için’ istemenin önünü açacak bir deneyimdi. Tüm deneyimler gibi geçiciydi. Ama yaşanmıştı ve bir iz bırakmıştı. Bu yürüyüşe bunu yaşayacağımı bilerek gelmiştim. Öyle de oldu.

IMG_9505

Dileğim, yürüyerek adaleti arayan ve talep eden herkesin, adaletin herkes için olduğunun, seni/beni, sizi/bizi tanımadığının, ayrımlarla eksildiğinin, kişiselleştirmelerle hükmedici olduğunda birleşmesidir. Adalete eksiltmeden sahip çıkmaktır. Umuyorum, bu deneyim, kutsal saydığımız başka değerlerle adaleti yan yana koyabilmeyi ve evrensellikleri üzerine kafa yormayı kolaylaştırır. İçine doğduğumuz veya empoze edilmiş, bugün adil bir demokrasi toplumu olmamıza engel düşünce kalıplarına ve değerlerine yeniden ve bir adım geriden bakmayı mümkün kılar. Sorgulayabilmenin, soru sormanın ve özgün yanıtlar üretmenin önünü açar. İnanmak istiyorum ki bundan sonra neye evrileceğini henüz bilemediğimiz bu yürüyüş, yarattığı ve oluşturduğu bellekle, belki yakın dönemde, belki daha sonra ama mutlaka daha özgür ve adil bir toplumsal düzenin nedenlerinden biri olacaktır.

 

Advertisements

Şiddetsizlik

tiger-on-the-stormy-sea-9835

Küçük şişme bota sığışmış onlarca insanın dalgalarla boğuşurken yaşadığı panik içinde herkesle birlikte paniğe kapılıp suyun içine gömülenlerden biri olmak an meselesidir. Ama botun ortasında, hareketsiz ve sağduyuyla sakin kalmaya çalışmak. Çok zor. Bilirsin ki belki gerçekten bot devrilecek. Belki de botun ortasındaki refleksin çevrene yayılacak, çoğunluk sakinleşecek ve botun kıyıya ulaşma ihtimali belirecek.

Şiddetsiz kalmak. Bu fırtınada tutunmaya çalıştığım tek şey. Botun ortasındaki hareketsizlik gibi. Şiddetin her türünün, beğenmemekten, eşit görmemekten, hak görmemekten başlayan, lanet okumaktan, küfretmekten geçen, yok saymaya, katletmeye kadar uzanan şiddetin sadece ve sadece hepimizi alabora edeceğini bilerek.

Ne yapayım! Bu da bir tür direniş belki.

***

*Fotoğraf: http://www.rarewallpapers.com (Tiger on the stormy sea)  

Lobna’nın Şarkısı Yeniden…

Screen Shot 2015-03-08 at 22.08.34

Lütfen unutmayalım.

Şiddetin, şiddeti henüz doğurmadığı o insanlık dışı saatlerin öncesinde, orada, İstanbul’un kalbi Gezi Parkı’nda, ağaçların yanı başında kitaplarını okuyarak ağaçların köklenmelerine direnen insanlar vardı. Şehrin kalbinin yeşilini sökerek yapılacak bir inşaat girişimi karşısında, sağduyularıyla ve sahip oldukları fikirleriyle, sadece ağacın yanında durarak, bu girişimi ve tahakküm yoluyla kabul ettirilmeye çalışılan hiçbir şeyi benimsemeyeceklerini ifade eden insanlar vardı. Sadece buna odaklanalım. Zamanı orada durduralım.

Kamusal bir alan için birey olarak inandığı değere, demokratik ve barışçıl yollarla sahip çıkmaya niyet eden insanlardan daha değerli bir şey olabilir mi bir toplum için? İnanılan değer ne olursa olsun, bunu bir diğerine zarar vermeden ve ona hükmetmeden yaşayabilen, diğerinin değerine saygı gösterebilen, gerekirse onun inancına saygı için mücadele eden insan davranışından daha hayırlısı olur mu bir toplum için?  Birbirinden farklı düşünen insanları, birbirine saygı duymaya davet eden, toplumsal bir talep karşısında, anlamaya ve çözüm oluşturmaya gayret eden, şiddetin daha fazla şiddete neden olacağını bilen sorumlu bir yönetimden daha güven veren bir güç olabilir mi halk için?

Gücün, insanlık tarihinde hep olduğu gibi, kutuplaştırarak değil, birleştirerek, sevgi ve barışa neden olduğu zaman kalıcı saygıyla karşılık bulduğunu söylemeye, yazmaya gerek var mı?

Lobna ya da o günlerde yaralanan, hayatını kaybetmiş onca insan, şu anda hayatta olan bir başkası da olabilirdi. Tıpkı Ümit Ünal’ın filminde İstiklal caddesinde gördüğümüz kalabalıktan rastgele seçeceğimiz onlarcası gibi… Filmin ağırlaştırılmış temposu içinde ve o kalabalığın arasında dolaşırken her birinin genişleyen dünyası içine girmek, dokunmak mümkün. O filmdeki herkesin, nasıl yaşamak istediğiyle ilgili bir fikri var. Birbirinden farklı ve eşit derecede özel. Film bu zamanda geçiyor. Bu zamanın yavaşlaması geçmişe koridor açıyor ve gelecekle bağ kuruyor. Bu zaman oyunun içinden insan, her bir bireyin hayatta kalma hakkı, inanç ve fikir özgürlüğünden başka hiçbirşeyle çıkamıyor. Bundan daha değerli ne olabilir?

İç güvenlik yasası korkutuyor.  İç güvenlik yasasının yaratmak istediği önleyici koşullar, güven ve temel haklarla değil, güvensizlik ve sınırsız tahakküm iddiasıyla besleniyor. Barışçı yollarla fikrini ifade etme niyetinde olan bir insanın güvenliğine odaklanmıyor. İç güvenlik yasası, bir gaz bombası saldırısında, ağzını, burnunu kapatmak zorunda kalacak bir insanın güvenliğini düşünmüyor. İç güvenlik yasası, insanın içinde değil, dışında ne varsa onunla ilgileniyor. Elinde, cebinde bulacağı gündelik bir eşyadan paranoya yaratıyor, ya da paranoya tarafından yaratılıyor.

İnsanın içindeki tek şey onu ilgilendiriyor. Korku! Yasanın kendilerine vereceği sınırsız güç yetkisini taşımaya hazır olmayan, olamayacak onbinlerce polis, bu korku ile ittifak yapmaya hazırlanıyor. Peki, nereye kadar?

‘Lobna’nın Şarkısı’ ölçüsüz şiddet karşısında, ‘bir insanın’ yaşadığı kaybın, demokratik ve insan odaklı bir yol izlenseydi bütün bunların hiç yaşanmayabileceği gerçeğinin tanığıdır.

İnsanın bir fikir sahibi olmasının ve bunu demokratik ve barışçı yollarla ifade etip savunabilmesinin yanındadır. Kim olduğu hiç önemli değil.

Yaşanmış ve yaşanabilecek her türlü şiddete hayır. Sadece insanlarda değil, insanlığımızda ağır kayıplar yaratacak her tür şiddete!

Lobna’nın Şarkısı Kısa Filmi:

Türkçe: https://www.youtube.com/watch?v=7pKGxgZ74G8

İngilizce: https://www.youtube.com/watch?v=J1eERxJGTck